- Yaşarken sayısız aptal, ahlaksız, rahatsızlık duyulası ve öfkelenilesi insanla karşılaşacaksın. Böyleleriyle olan etkileşimlerinin ruhuna etkisini tamamen belirleyen şey, onların davranışları ve niyetleri hakkındaki tutumlarındır. Ancak bunu söylemek, onların bu işte aslında hiç payı olmadığı anlamına gelir. Evet, seni üzme işinde tek oyuncu sensin.
- Gerçeğe uygun tepkilerdedir dinginlik, ve ancak gerçekliğe bakarak tepkilerini doğrultabilirsin. Dur ve tefekkür et. O yaralayıcı tepkilerinin nasıl da hakikatten uzak olduğunu, onlar seni yaraladıkça hakikatten daha da uzaklaştığını, ve olanların sandığından ne kadar da az kişisel olduğunu gör. Seni çileden çıkaran eylemin kökleri sana yöneltilmiş bir düşmanlık olarak çıkmayacak; fakat eylem sahibinin cehaleti, hatalı yargıları ve çarpık inançlarından ibaret gözükecektir.
- Asıl trajedi hangisidir; bu insanların mevcudiyeti ve benimle beraber yaşaması mı, yoksa benim, dışsal olguları alıp onlara zehirli ve bulandırıcı etiketler yapıştırmam mı? “Bu bana yapılmış bir haksızlıktır”, “Bu katlanılmaz bir hakarettir”, “Bunu sırf bana kötülük olsun diye yaptı”… Yürürken ayağıma çarpan taşları bizzat alıp yontuyor ve zihnimi yaralayacak keskin bir bıçağa dönüştürüyorum. Ta ki, bıçağın saplanmaktan başka bir kaderi kalmıyor ve ben, bu yaranın tek faili, rastladığım taşları suçluyorum.
- Hayır! O yanlış inançların, düşünülmemiş bir hayatın ve cahilliğinin kurbanı olmuş biri. Düşün, seni kızdıran kişiler arasında gerçekten bir kötülük dehası var mıdır? Birinin gerçek anlamda bir şeytan olabilmesi için -ki bu mümkünse bile- ortalamanın çok ötesinde bir zekaya, karanlık bir vizyona ve üstün bir planlama yeteneğine sahip olması gerekir. Öyle insanlar varsa bile sayıları yok denecek kadar azdır. Senin mücadele ettiklerin ise neredeyse kesinlikle bu ligde değildir; onlar sadece sıradan ve sıkıcı cahillerdir.
- Kaderin bizi beraber yaşattığı insan dostlarımı gördüğümde kendime şunu soracağım: “Neden böyle yapıyor, hayatta yol göstericileri ne?”. Onu yakından anladığımda yaptıklarına duyduğum şaşkınlık kaybolacak. İnsan beklediği şeye öfkelenir mi? Ona yakından baktığımda kötülük değil, cehaletin izlerini göreceğim.
- Çocuklar hata yaptıklarında, daha iyisini bilmedikleri için, onlara sert şekilde kızmazsın. Tersine onları elinden tutar ve eğitirsin. Peki yetişkinlerin çocuklardan daha az yanılgıda olduklarına neden inanıyorsun? İki grubun kötülük işleme oranlarını kıyasla, ve hangisinin önde olduğu hakkındaki yargını gözden geçir.
- Dinginliğim başkaları sebebiyle kendim tarafından bozulduğunda aklıma getireceğim: “Bana haksızlık yapılmadı, sadece ortamda cehalet var.” Onun gerçek bir şeytan değil, yanılgı ve cehaletin esiri olduğunu unutmayacağım, ve bu beni daha nazik ve sabırlı kılacak. Artık onlara savaş açmak yerine, ancak onlar için üzülecek ve onlara elimden geldiğimce eğitim vereceğim.
- Cahilin cahillik etmesi garip değildir. Garip olan, bilgelikten uzak insanların kötü şeyler yapmamasını beklemektir. Sorun eylemde değil -çünkü eylemler sana zarar veremez- senin kaçınılmaz olan eylemi beklememende hatta imkansız sanmandadır.
- Bu insanları gördüğümde içimden diyeceğim: “Bu ona doğruymuş gibi geldi.” Ben de dahil olmak üzere, insanlar yaptıklarının doğru ya da en azından kabul edilebilir olduğuna inanırlar. Bu da demektir ki, birisinin kötülük yapması, değerler konusundaki kafa karışıklığı yaşaması ile aynı şeydir. Matematik konusunda kafa karışıklığı yaşayanlara kızıyor muyum?