Stoacılığın anahtar kavramları
- eyleme geçmek
- kontrol
- aklın üstünlüğü
Duyguları Anlamak
İnsan duygularını hayvan duygularından ayıran, onları insanlar üzerinde bu kadar etkili kılan şey insanın inanılmaz gelişmiş beyni ve düşünce yeteneğidir. Hayvanlarda negatif durumlar stres tepkisine neden olur. Diğer ıhayvanlarda bunun ilkel hali, bir tepki aldığında korkuya kapılmak olabilir. Biz, güçlü bir belleğe sahip olduğumuz ve geleceği hayal edebildiğimiz için, düşünebildiğimiz için kafamızda daha fazla belirsizlik oluşur. Bu duygular bize daha fazla sirayet eder. Bunu Her Düşündüğüne İnanma!‘da detaylıca açıklamıştım. Duygular, akılla çelişen duygular ve akılla çelişmeyen duygular olarak ikiye ayırılabilir. Örneğin bir mülakat öncesi yaşanan kaygı duygusu, akılla çelişen bir duygudur. Rasyonel seviyede bu kaygı son derece gereksiz ve baltalayıcıdır. Yaşanan kaygı biyolojik olarak açıklanabilse de, insanın inanılmaz aklının üstün zihinin perspektifinden pek de açıklanamaz, değil mi? Eğer akıl yeterince üstün ise, kaygı duygusunu biyolojik seviyesinde bırakmayı başarabilir. Yok değilse, yani onu kontrol edebilecek kadar üstün değil ama onu herhangi bir hayvandan fazla düşünüp ondan ciddi şekilde etkilenebilecek kadar güçlü ise, işte bu noktada duygu insana zarar verir. Bilge insan, kaygı duygusunun biyolojik bir dürtüden öteye geçmemesi gerektiğini bilir. Onun için bu; kusma, hapşırma kadar normal bir dürtüdür. Bu duygunun kendi aklı tarafından akılla eş düzeye getirilmesine izin vermez, duygusunun kontrolündedir. Böyle bir insan, yapılan bir haksızlıkta harekete geçmek için öfkelenmek zorunda değildir. Erdemli insan ders çalışmak için kaygı duymak, azarlanmak zorunda değildir. Allah’a tapmak için ondan korkmak zorunda değildir.
Duygular mı, mantık mı?
Duygular… Harika şeyler! İnsan aklının kompleksliğinin ürünleri onlar. Bu parçada, akılla çelişmeyen duyguların insani davranışlarımızda, ilişkilerimizde ne kadar önemli olduğunu göstermeye çalışacağım.
Duygulara göre mi rasyonel olana göre mi hareket etmemiz gerektiği büyük bir tartışma konusudur. Ben bu tartışmayı makul bulmuyorum. Öyle ki bu ikisi birbirinden bağımsız şeyler değildir, birbirine zıt hiç değildir. Hem tabii ki her rasyonel insan aklın ışığını duyguların ışığına tercih eder. Bence bu tartışmada, mantığın işlerin “sadece ön yüzünü görmek” olduğu şeklinde hataya düşülüyor. Oysa ki mantık, hemen hemen her şeyin her yerinde aranabilir. Örneğin bir insanın bazı geçmişten kalmış, saçmalık diyebileceğimiz adetlere inanmasını, duygularla açıklayabiliriz. Ama bekleyin, çünkü bunu mantıkla da açıklayabiliriz! Hatta, istersek bu duyguları da mantıkla açıklayabiliriz! Psikoloji, sosyoloji gibi bilimler insanın duygularının mantığını göstermeleri açısından iyi örneklerdir. Zaten herkes kararlarının bir yerine duygularını, yani Değer Yargılarımnı koyar. Asıl mesele, bu duyguların temizliğinin, akılla olan uyumunun kontrolüdür.
Duyguları Temizlerken Onları Yok Etmemek
Duygularımızı temizlememizin bir yolu hepsini kökten silip süpürmeye çalışmak, her şeyi baskılamak olursa iki büyük zararla karşılaşırız: Bu baskılama, bizim için çok zararlı bir durumdur ve insan günün sonunda yenilecektir. İkincisi, insani duygulardan mahrum kalırız! İnsani duygular çok önemlidir. İnsanın karakterini güçlendirir, yaşam enerjisini arttırır, ilişkilerini güçlendirir, duygusal zekasını arttırır. Bu noktaya Heyecan, merak ve içtenlik yazımı eklemem iyi olabilir.
Duygusuz bir insanla kim ilişki kurmak ister ki? Akılla çelişmeyen duygularından bahsetmek, insani yanını iletişim kurduğun kişiye göstermek aranızdaki bağları en hızlı örecek şeydir. Duyguların d’sini göstermemek ilişkideki soğukluğu arttırır. Negatif duygulardan, şu şey yüzünden ne kadar öfkelendiğinden ve nefret kustuğundan bahsetmek ise bazı aynı kafadaki insanlar için çok önemli olmayacak bir şey olsa bile, duygularının temizliğine dikkat eden birisi için sadece kafa ütüleme olur. (sinir bozucu demediğime dikkat et :))
Kontrol İkiliği
Bir şey ya tamamen kontrolümüz altındadır, ya değildir, ya da muhtemelen bunların ikiside değildir ve etki edebileceğimiz noktaları bulunmaktadır. Bir şey asla kontrolümüz altında değilse, onun hakkında kaygılanmak doğru değildir. Bir şey tamamen kontrolümüz altındaysa, bu şey ancak bizim olaylara verdiğimiz cevaplardır :) Günlük hayatta yaşadığımız şeylerin çok büyük kısmı ise etki edebileceğimiz olaylardan oluşur. Adem’le olan ilişkimiz benim mutlak kontrolümde değildir, ama ona etki edebileceğim birçok alan vardır. Sokağa çıktığımda yağmur yağması benim kontrolümde değildir. Ancak sokağa çıkmamak, şemsiye taşımak, su birikintilerinden kaçınmak benim kontrolümdedir. Pratik anlamda kontrol sahibi olduğum alanlarda üstüme düşeni yaptıktan sonra kaygılanmaya değer bir şey kalmaz. (Örneğin her tarafıma poşet geçirerek asla ıslanmamamı garanti altına alabilirim, ama bu pratik, makul ve akılcı bir çözüm olmayacaktır.) Olayların kontrol edebildiğimiz kısmında da kaygılanmam doğru değildir. Üstteki mülakat örneğinde olduğu gibi. Eğer kontrolüm altındaysa, o zaman yaparım. Aklımın elverişli olmadığı hakkında kaygılanmam. Aklımın elverişli olduğu hakkında da kaygılanmam, çünkü aklımı mutlak güç ilan ederim.
Yapabileceğine odaklan, ve yap.