Düşünmek, beyindeki bilgilerin işlenmesi, yorumlanmasını ve analizini içeren zihinsel eylemdir. İnsan beynini, diğer canlılardan ayıran temel fark onun düşünme yetisidir. Herhangi bir hayvanın yaşamadığı olaylardan öte, yaşadığı olaylar üzerinde dahi bilinçli düşünme yetisi yoktur. Diğer hayvanlar, ancak biyolojik yaşamına etki eden olaylara biyolojik cevaplar verir, yine insanların da yaptığı gibi. Örneğin bir aslan tehdidi karşısında ceylanlar ve insanlar, hemen hemen aynı tepkiyi göstereceklerdir. En azından davranışları arasında benzer izler tespit edilebilir. Bu “biyolojik düşünme” diyebileceğimiz yetilerin ortaklığının yanında, insan beyni kendine has düşünme yetisiyle büyük bir fark yaratır. İnsanlar, beş duyusuyla algıladığı her şeyi düşünceleriyle anlar, yorumlar. İnsanların bu düşünceleri o kadar kuvvetlidir ki, biyolojik mekanizmalarının önüne geçebilir, vücut sahibine inanılmaz hazlar da ızdıraplar da yaşatabilir. Aslında düşünmek, insanın vücudunun iç kısmı ile dış kısmı arasındaki, yani insanın dış dünyayla arasındaki fonksiyonlar gibidir! İnsanın bir duruma karşı verdiği cevap; onu üzen, sevindiren, kızdıran şeyler, onun ilgili konudaki fonksiyonunun yapısı ile belirlenir. En azından insan yeterince tutarlı davrandığında. Dışarıdan alınan bilgiler, içeriye bu düşünce makinesinin onlara verdiği yorumla girerler. Bu yorumlar, beyin için mutlak doğrulardır! Hem de onlar beyin için o kadar mutlaktır ki; örneğin hayatta kalmak, üremek gibi temel biyolojik amaçları dahi çiğneyip kişinin kendi canına kıymasına sebep olabilir. q

Maddi dünyada aynı deneyimleri yaşayan insanların, onları algılaması ve yorumlaması aynı olmaz. Aynı işte çalışan iki insandan birisi işine güle oynaya giderken, diğeri her sabah gitmemek için bahane arıyor olabilir. Aynı dünyaya bakan, aynı kaynakları okuyan iki kişi, birbirine zıt dini görüşlere sahip olabilir. Bir durum birisi için ızdırap verici ve stresli iken, bir başkası için haz verici olabilir. Yine beraber aynı deneyimi yaşayan iki arkadaştan birisi oldukça rahat ve tek düşündüğü şey o deneyim iken, diğeri içinde tedirginlik yaşıyor ve andan kopuk olabilir. Tüm bunlar fonksiyon analojimizi destekler. Bu fonksiyon makinesi, kesinlikle çok karmaşıktır ve bazen de yeterince makul olmayan sonuçlar üretmediğine hemfikiriz diye düşünüyorum.

Peki düşüncelerimiz her zaman doğruyu yansıtır mı? Düşüncelerimizi bizim iyiliğimize hizmet ettirecek şekilde yönlendirebilir miyiz, yoksa onlara mahkum muyuz?

Bizim için doğru olanı dahi yansıtamayan düşüncelerimiz

Gerçek şu ki, doğruyu geçelim, düşüncelerimiz çoğu zaman “bizim için doğru olanı” bile yansıtmaz! İnsan kendi irrasyonel değer yargılarını dahi rasyonel şekilde işleyemeyecek kadar irrasyonel bir canlı olabilir. Birine bir konuyla ilgili değer yargısının ne olduğunu (yani o konudaki düşünce makinesinin algoritmasını) sorup aldığımız sözlü cevapla, kişinin aynı konu üzerinde ürettiği düşünce çelişebilir. İnsanın düşünce mekanizmaları, özellikle de hızlı düşünce üretimleri sırasında, mükemmellikten uzaktır. İnsan müthiş hızlarda düşünce üretebilir, ve onların doğruluğunu tespit için de bir o kadar az zaman harcar (Kendi düşündüklerimizi de tartacak değiliz ya :D ). Bu durum, düşüncelerimizdeki müthiş tutarsızlıklar ile, daha kötüsü farkında olmazsak bize verdikleri zararlar ile sonuçlanabilir.

Bunu uygulamalı olarak deneyelim. Şimdi, hayat hedefinizin ileride başarma ihtimalizin oldukça düşük bir şey olduğunu düşünün. Örneğin, ciddi şekilde kendinize koyduğunuz hayat hedefinizin astronot olup Mars’a ayak basan ilk insan olması hakkında bir süre düşünün. Bu kısa düşünme seansında, siz hiç enerji harcamadan dahi aklınız düşünceler patlamasyı yaşamış olabilir. Kendinizi hayal aleminde gezdiğiniz, olmayacak şeyler düşündüğünüz için suçlamış, dünya gerçeklerinin bu hedefi başarmanızı engelleyeceğini düşünüp öfke ve hayal kırıklığı hissetmiş, bir insana “Ben astronot olmak istiyorum” dediğinizde alacağınız muhtemel tepkiyi düşünüp kendinizden “utanmış” ve aptalca hissediyor olabilirsiniz. Bu düşüncelerin aklınıza gelmesi için uzun süre kafa yormanıza gerek kalmadı. Bunlar beyninizin derinliklerinde var olan, önceki deneyimlerinizden birikmiş devasa bir buluttan koparak size geldi. Hatta belki de onların sizden geldiğini dahi söyleyemeyiz. Onlar sadece geldiler.

Bir anda aklınızda beliren, veya önceden defalarca belirdiği için iyice içselleştirdiğiniz düşüncelerin pek de güvenilir olmadığını gördük. Ondan ayrı, en azından bir konuda bilinçli bir şekilde düşünürken böyle sorunlar yaşamayız değil mi? Ne de olsa düşündüğümüz şeylerin kontrolündeyiz. Peki, aslında insanlar bunda da pek iyi değiller.

Haddinden Fazla Düşünmek

Bizi biz yapan şey düşüncelerimiz olduğuna göre, neyi nasıl düşündüğümüze dikkat etmeliyiz. İnsan hemen hiçbir konuda düşünmekten kaçmamalı, kendisini mutlu edecek şeyleri de, potansiyel olarak üzecek şeyleri de düşünmelidir. Aslında bunu, kendine fayda sağlamak, daha iyiye yönlenmek için yapmalıdır. Ancak düşünceleri tutarlı ve faydacı tutma işi, başarması oldukça zor bir iştir. Düşüncelerimizi yeterince hizzaya sokmadığımızda, bize zarar veren canavarlara dönüşmeleri işten bile değildir. Örneğin bir mülakata girmek üzere olan kişinin, mülakatta neler söyleyeceği, muhtemel sorulara nasıl cevaplar vereceği, nasıl bir izlenim bırakacağı, aklına söyleyecek bir şey gelmezse ne yapacağı gibi şeyleri düşünmesi faydalıdır. Ancak, gerçek dünyada insanların, mülakat öncesinde her şeyi haddinden fazla, kaldıramayacağı kadar düşünüp sonunda sadece kendilerini daha kötü vaziyete soktuklarını görürüz. İnsanlara bu kadar fazla düşünmek, hele ki bu düşünme sistemli değilse faydadan çok zarar verir.

Think Loudly! Sistemli Düşünmek

İnsan, içinden düşünür. Düşündüklerinin çok az bir kısmını gerçek dünyaya yazarak ve konuşarak aktarabilir. İnsan, tüm gününü birileriyle konuşarak, veya bilgisayar oyunları oynayarak geçirse dahi günün önemli bir kısmında kendi düşünceleriyle baş başa kalmaya mahkumdur. Bu, bilinçli olmanın zorunluluğudur. İşte düşüncelerin amacından sapmasının ve tutarsızlaşmasının bu kadar kolay olmasının bir sebebi, insanların düşünürken yalnız olmalarıdır! İnsanın böyle çok hızlı ve içinden düşünüyor olması, düşünceleri üzerindeki kontrolü azaltır. İnsanlar bir anda akıllarında bir düşünce olduğunun farkına varabilir, ve öyle ki ne düşündüğünü kelimelerle ifade edemeyecek kadar düşüncelerinden bihaber olabilir. Bu durumun önüne geçmek ve daha iyi bir düşünme deneyimi yaşamak için, düşüncelerimizi bilinçli olarak dış dünyaya taşımayı deneyebiliriz. Bu, düşünme sürecini yazıya dökmek ile de olabilir, kendi kendine konuşarak da, sevdiğin bir arkadaşınla da. Bu sayede; tutarlı olmayan, saplantılı, geçerli bir geçergeye sahip olmadan beynimizin içinde dönüp dolaşan düşünceleri tespit edebiliriz. Bu sayede düşüncelerimizi somutlaştırıp daha iyi anlayabiliriz. Daha az hataya düşüp, daha iyi kararlar verebilir ve daha doğru düşünebiliriz. Düşündüklerimiz üzerinde hakimiyet kurabiliriz.

q:: Pain is inevatible, but suffering is optional. q:: Sen sadece bir düşüncesin ve hiçbir şekilde temsil ya da ifade etmeyi iddia ettiğin şey değilsin.